Netanyahu savaş pazarlığı mı yapacak? Orta Doğu’da yeni bir savaşın eşiği mi?


İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 11 Şubat’ta ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmek üzere Washington’a gidiyor. Görüşmenin ana gündem maddeleri arasında Umman’da yürütülen ABD–İran dolaylı müzakereleri, İran’ın balistik füze programı ve nükleer faaliyetleri bulunuyor. Ancak İsrail merkezli i24 kanalının ortaya attığı iddia, görüşmenin seyrini çok daha sert bir noktaya taşıdı. Buna göre Netanyahu’nun Trump’a açık şekilde “İran rejimi yıkılmalı” çağrısı yapacağı öne sürülüyor.
Peki bu ziyaret, Orta Doğu’da yeni bir savaşın fitilini mi ateşleyecek? ABD ve İsrail, İran’a karşı ortak bir askeri adım mı atacak?
CNN TÜRK Haber Koordinatörü İdris Arıkan’a göre, bu soruların merkezinde şu kritik başlık yer alıyor: “İran rejiminin yıkılması kimin işine gelir?”
Arıkan’a göre İran rejiminin ABD ile bir anlaşmaya varması, Washington’un çıkarlarına aykırı değil. Ancak rejimin tamamen yıkılması, en çok İsrail Başbakanı Netanyahu’nun siyasi hedeflerine hizmet ediyor. Daha önce de Netanyahu’nun baskılarıyla ABD’nin İran’a yönelik askeri hamlelerde bulunduğuna dikkat çekiliyor.
Bu noktada yalnızca bölgesel dengeler değil, Netanyahu’nun iç politikadaki geleceği de masada. 2026 İsrail seçimleri yaklaşırken Netanyahu’nun “göstermelik de olsa bir zafer” arayışında olduğu vurgulanıyor. Bu zafer senaryosu; İran’ın bombalanması, rejim kadrolarının tasfiye edilmesi, yerine iş birlikçi bir yönetim getirilmesi ya da ülkenin etnik fay hatları üzerinden parçalanması gibi ihtimalleri içeriyor. Benzer senaryoların geçmişte Irak’ta hayata geçirildiği, Suriye’de ise Türkiye’nin müdahalesiyle başarısız olduğu hatırlatılıyor.
Öte yandan ABD–İran müzakerelerinde de ciddi bir tıkanma yaşanıyor. Başlangıçta İstanbul’da balistik füzelerin de masaya yatırılması planlanırken, İran buna karşı çıktı. Görüşmeler Umman’a taşındı ancak Tahran yalnızca nükleer konunun ele alınmasını istiyor. Bu süreçte İran’ın müzakereleri bilerek uzattığı, olası bir saldırının iç politikada rejimi konsolide edici bir etki yaratabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.
Sahadaki askeri hareketlilik ise dikkat çekici. ABD’nin Abraham Lincoln taarruz grubunu bölgeye yaklaştırdığı, Patriot ve THAAD hava savunma sistemlerini konuşlandırdığı, bölgede 50 binden fazla Amerikan askerinin bulunduğu biliniyor. Buna karşın Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerin İran’a yönelik bir saldırıya destek vermediği görülüyor. Bu tabloda Washington’un sahada Netanyahu’ya güçlü bir uluslararası destek sağlayamadığı ifade ediliyor.
Arıkan’a göre olası bir çatışma ihtimali yüksek ancak bunun kapsamı ve şiddeti belirleyici olacak. İsrail ile İran arasında hava saldırıları kaçınılmaz görünse de ABD’nin doğrudan kara unsurlarıyla İran topraklarına girmesi şu aşamada zor bir senaryo olarak değerlendiriliyor.

İran cephesinde ise rejimin kolay yıkılmayacağı vurgulanıyor. Katmanlı güvenlik yapısı, Devrim Muhafızları, istihbarat ağları ve “velayet-i fakih” sistemi sayesinde rejimin lider kadrolarının hedef alınmasının otomatik olarak rejim çöküşü anlamına gelmeyeceği belirtiliyor. Hatta rejimin ayakta kalması durumunda, “ABD bile bizi yıkamadı” söylemiyle iç kamuoyunda güç kazanabileceği ifade ediliyor.
Netanyahu’nun Gazze ve İran politikalarının ise askeri yıkıma rağmen siyasi hedeflere ulaşamadığına dikkat çekiliyor. Gazze’de büyük bir insani felaket yaşanmasına rağmen İsrail’in siyasi hedeflerini gerçekleştiremediği, İran konusunda da Tel Aviv’in balistik füze ve drone saldırılarıyla savaşın kendi topraklarına taşındığı hatırlatılıyor.
Sonuç olarak Netanyahu–Trump görüşmesi, yalnızca bir diplomatik temas değil; bölgesel savaş ihtimalini, küresel güç dengelerini ve Netanyahu’nun siyasi geleceğini doğrudan etkileyecek kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Ancak tüm askeri hazırlıklara rağmen, İran rejiminin kısa vadede yıkılmasının son derece zor olduğu ve olası bir çatışmanın sonuçlarının Netanyahu’nun beklediği “zafer” görüntüsünü vermeyebileceği değerlendirmesi öne çıkıyor.