Körfez’de kritik denge: İran stratejik hamleleriyle maliyet dağıtıyor


ABD–İran gerilimi ve Körfez’de artan askeri hareketlilik, bölgedeki enerji hatları ve güvenlik dengelerini yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, İran’ın Körfez’deki stratejik hamlelerinin yalnızca askeri değil ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Dış Politika Analisti Erhan Yıldırım, İran’ın Körfez’deki hamlelerinin ABD’nin bölgedeki kontrolünü zorladığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Buradaki tek şey şu anda bu bölgeyi eğer kendi bölgesine de İran eğer krizi daha da başka bir yere getirmek isterse şu anda ne yapıyor? Kuveyt’e, Bahreyn’e, Katar’a, buradaki bütün hem Amerikan üstlerini hem de oradaki görülen bütün milyonlarca dolarlık yapılmış radar sistemlerini yok etti. Şimdi o yüzden bu bölge Amerika’nın bölgesinde değil, kontrolünde değil. Kontrolünde olmadığı için şu anda yaptığı tek şey var. Muhafaza edemedi Amerika, kontrol edemedi, füzelerle atmadı. Riyad’da bile Aramco’nun bulunduğu yerde ciddi petrol yatakları da bombalandı. Yani buradan tutun Kuveyt’ten, Bahreyn’den, Katar’dan buradan da LPG gazı geliyor biliyorsunuz. Dünyaya taşınıyor. Şimdi sen buraları komple yaptığın zaman en az bir 15-20 günde burası öyle bir sıkışacak ki insanlar üretimi de durduracak. Bir an önce buradaki dostluk, arkadaşlık da bitecek. O yüzden Amerika’nın şu an yapabileceği tek bir şey var. Bir an önce itidal çağrısı yapıp savaşa dur demesi gerekiyor. Çünkü buradaki bütün dostlarını petrol rafinelerinden, elektrik rafinelerinden ne yaparsa yapsın buradaki dostluklarını kaybedecek.”
Yıldırım, İran’ın uzun süredir bu senaryoya hazırlandığını öne sürerek şunları söyledi:
“O yüzden Tahran şu anda çok stratejik çalışıyor. Yani bunun hepsini okumuşlar daha önceden. Siz bugün lideri öldürürseniz kimin geleceğini çok iyi biliyorlar. Hangisi Dışişleri Bakanı olacak. Ondan sonraki kim göreve gelecek? 12 gün savaşlarından sonra geçtiğimiz yıl Haziran ayındaki savaştan sonra bütün bunların planlandığına dair iddialar da var. Burada 91 milyon kişiden bahsediyorsun. Şimdi sen burada 8-9 milyon kişi. Tahran’daki o insanların şartlarına da eğer zarar verirsen bu sefer millet uyanacak. Zaten milletin uyandığı tek şey neydi? Rıza Pehlevi gibi bir adamın gelip burada üstünlük taslamasıydı. O bir türlü oturmadı kafalarındaki hepsinin. O yüzden de şu anda savaş devam etmek durumunda kaldı.”

SETA Dış Politika Araştırmacısı Dr. Tunç Demirtaş ise İran’ın Körfez’e yönelik hamlelerinin stratejik bir maliyet dağıtma yöntemi olduğunu belirtti:
“Yani burada İran’ın körfeze baskısı Tahran için bir maliyet dağıtma aracı aslında belki. Yani İran bölgede kadim köklü devlet geleneğine sahip olan ülkelerden bir tanesi ve şunu biliyor yani ABD’yi doğrudan vurmak yerine ki ne kadar mümkün bu senaryo. Elinde böyle bir kapasite var mı? Yok. Ve ABD’nin bu anlamda işte bölgesel mimarisini zorlamaya çalışacak. Daha daha etkili olmak açısından bunu yapmak durumunda. Ve Körfez ülkeleri hedefe girince ABD’nin müttefiklerini koruma yükü büyüyor. Ve bu anlamda Körfez ekonomilerinde doğal olarak risk primi artıyor. Hava saldırıları sebebiyle hava sahası etkileniyor. Binlerce uçuş savaşın başından beri iptal edildi. Bunların ekonomik olarak da maliyeti var. İmaj maliyetleri var. Tabii yatırımcıların algısı bozuluyor. Yatırımcılar bölgeden çıkıyor. Dolayısıyla İran bu yolda savaşı aslında bir anlamda pahalılaştırıyor.”
Demirtaş, Körfez’deki kritik altyapının hedef alınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti:
“Burada baskının ama bir eşiği var. Körfez ülkelerine çok fazla baskı uyguladığınızda onları ya tam anlamda kontrol de ederseniz birbirlerine daha yakın saflaştırırsınız ya da savunma iş birliğini ortaya çıkaracak şekilde büyütürsünüz. Ayrıca burada Körfez’de kritik altyapı hedef olursa su arıtma tesisleri sadece tesisler su arıtmıyor. Aynı zamanda toplumsal bütünlüğünü de devam ettiren bir yapı. Çünkü insanlar temel gündelik ihtiyaçları, sağlık sistemi birçok şey bu anlamda bu arıtma tesislerinden üretilen sulara bağlı. Su Körfez’de petrol kadar stratejik. Hatta günlük yaşam açısından belki en kritik ürün olarak ifade edilir. Dolayısıyla bu tesisler hedef haline gelirse Körfez yönetimleri ‘bu iş böyle gitmez’ noktasına gelebilir.”
Demirtaş, Suudi Arabistan’ın doğrudan savaşa girmeden de sürecin parçası olabileceğini söyledi:
“Suudi Arabistan devreye girer mi dediğimizde burada Suudi Arabistan zaten bu sürecin içerisinde. Devreye girmek illa savaşa girmek anlamına gelmiyor. Bu anlamda Suudi Arabistan doğrudan çatışmaya girmek istemese bile hava savunma koordinasyonunu artırmak amacıyla ABD ile istihbarat ve erken uyarı iş birliğini büyütebilir. Ayrıca hali hazırda üs kolaylıkları var, lojistik kolaylıklar var. Bu tarz adımlar atılması mümkün olabilir ve bunlar fiilen savaşın parçası anlamına gelir. İç kamuoyu baskısı sertleşirse Suudi Arabistan’ın daha açık bir pozisyon alma ihtimali de ortaya çıkabilir. Yani İran Körfez’e baskıyı artırdıkça Körfez ülkelerinin tarafsız kalma alanı da daralabilir diye düşünüyorum.