Trump gözünü yeraltına mı dikti? ‘İran’ın uranyumunu ele geçirme operasyonu!’


ABD basınından çarpıcı bir iddia geldi. The Washington Post gazetesine göre Trump, İran’ın uranyumunu ele geçirmeye yönelik bir operasyon seçeneğini masaya aldı.

Haberde yer alan bilgilere göre ABD ordusu, kazı ekipmanlarının havadan taşınması, İran içinde kargo uçakları için bir pist inşa edilmesi ve yüzlerce askerin sahaya konuşlandırılmasını içeren son derece karmaşık bir plan konusunda başkana brifing verdi. Böyle bir plan gerçekten uygulanabilir mi, yoksa bu tür sızıntılar daha çok bir güç gösterisi ve psikolojik baskı unsuru mu? Adnan Menderes Üniversitesi Öğr. Üyesi Dr. Elçin Başol, CNN TÜRK canlı yayınında değerlendirdi;

URANYUMA MÜDAHALENİN ZORLUĞU

Klasik hava saldırısı mantığının ötesine geçen, doğrudan sahaya inmeden başarılamayacak bir hedef söz konusu uranyum meselesi dediğiniz zaman. Bu savaş için kritik bir dönüm noktası. Konuşulan şey, İran’ın elinde ne kadar zenginleştirilmiş uranyum olduğu sorusu değil burada; asıl soru, bu savaşı başlatan gerekçe ile sahada yapılabilen şey arasında bir uyum var mı?

Bu uyumun ciddi biçimde bozulduğunu görüyoruz aslında. Bu, nokta atışı bir baskın değil. Eğer uranyum konusunda bir müdahale gerçekleştirilecek olursa, neredeyse geçici bir askerî üs mantığıyla ilerlemeniz gerekir. Yani mini ölçekli kara angajmanı gerekir bu noktada. Bu nedenle uranyum meselesini şöyle de okumak gerekiyor: Birincisi teknik düzey…

Trump gözünü yeraltına mı dikti İran’ın uranyumunu ele geçirme operasyonu

İran’daki zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmı İsfahan ve Natanz gibi, yeraltı saldırısı sonrası molozlarla daha da erişilemez hâle gelecek alanlarda tutuluyor. Bu da şu anlama geliyor: Havadan vurmak ile bu materyali gerçekten etkisiz hâle getirmek aynı şey değil. Bir tesisi bombalayabilirsiniz ama içindeki materyali ya tamamen yok edemezsiniz ya da sahada nerede, ne kadar erişilebilir olduğunu tam olarak bilemezsiniz.

Uranyumu kesin biçimde güvenceye almak için sahaya inmek gerekir. Bir kara operasyonu gerekir. Sahaya inmek ise savaşı bambaşka bir aşamaya taşıyacaktır. Bu zaten konuşulan “kara operasyonu” meselesi.

SİYASİ BOYUT: TRUMP’IN DEĞİŞKEN SÖYLEMLERİ

Bir de siyasi düzey var. Çünkü Trump, bir taraftan İran’ın nükleer meselesini savaşın temel gerekçelerinden biri olarak öne sürmüştü; bu durum hâlâ sürüyor. Diğer taraftan son açıklamalarında uranyumun çok derinde olduğunu ve artık bunu umursamadığını söyledi.

Burada da bir çelişki var. Trump’ın açıklamalarında sürekli bir söylem değişikliği görülüyor. Bu yüzden Trump’ın açıklamalarının ne kadarını, hangi boyutunu dikkate alacağımız artık gerçekten bilinmez durumda. Savaşın merkezindeki tehdidin ne olduğu konusunda Washington’ın kendi anlatısında bile bir tutarsızlık var.

Trump gözünü yeraltına mı dikti İran’ın uranyumunu ele geçirme operasyonu

Eğer uranyum gerçekten savaşın kalbindeki tehditse, “umursamıyorum” açıklaması geçmiş dönemde yaptığı stratejik savrulmayı izah etmeyi zorlaştırıyor. Eğer artık öncelik uranyumsa ya da değilse, o zaman savaşın amacı nükleer riskin giderilmesi değil, İran’ın genel kapasitesinin kırılması olmuş demektir. Bu da hedefin kaymasını işaret eder. Burada önemli bir paradoks var.

OPERASYONEL ZORLUKLAR VE STRATEJİK ÇIKMAZ

Yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun elde kalması, savaşı meşrulaştırmak için kullanılan en önemli gerekçelerden birinin çözülmemiş şekilde kalmasına yol açıyor. Bu yüzden böyle bir operasyon ihtimali gündeme gelmiş olabilir. Uranyumu ele geçirmek için yapılacak özel bir operasyon ise kamuoyuna anlatıldığı kadar steril bir görev olarak kalmaz.

Bu birkaç saatlik bir baskın değil. Korunması gereken bir lojistik koridor gerekiyor. Çıkarılması gereken radyoaktif bir materyal var ya da sahada tutulması gereken personel var. İran’ın misillemesine açık bir geçici üs düzeni gerekiyor. Askerî açıdan mesele yalnızca tesise girip çıkmak değil; o materyali güvenli biçimde bulmak, doğrulamak, çıkarmak ve taşımak gerekiyor.

Trump gözünü yeraltına mı dikti İran’ın uranyumunu ele geçirme operasyonu

Bu yüzden operasyonun kendisi, nükleer maddeyi ele geçirmekten çok ABD’yi İran toprağına fiilen bağlayan yeni bir savaş safhasına dönüşebilir. ABD ordusunun fiilen İran toprağına bağlı kalması gerekebilir. Bu noktada şunu düşünüyorum: Uranyum artık bir silah materyali meselesi kadar, bir stratejik inanılırlık meselesine de dönüştü.

Washington yönetimi “İran’ın nükleer riskini durduruyoruz” diyorsa, bunu gerçekten nasıl yapacağını göstermesi gerekiyor. Çünkü böyle bir iddiası vardı savaşın başından beri. Sadece bombalamak yetmiyor; sahaya girmek ise politik olarak aşırı riskli. O zaman geriye iki seçenek kalıyor: Ya eksik başarıyı tam başarı gibi pazarlayacak Washington, ya da yeniden diplomasiye dönecek. Washington Post’un operasyon taslağına ilişkin haberiyle Trump’ın son söylemi arasında da bir gerilim var.

Trump gözünü yeraltına mı dikti İran’ın uranyumunu ele geçirme operasyonu

Bir tarafta “Uranyumu ele geçirelim” diyor, diğer tarafta bunun siyasi maliyetinin taşınamayacağını ima ediyor. Zaten Amerikan kamuoyu İran’a kara gücü gönderilmesine çok düşük destek veriyor. Geniş çoğunluk buna karşı ve savaşın mümkün olduğunca çabuk bitmesini istiyor.

Bu nedenle uranyumu güvenceye almanın askerî mantığıyla iç politik maliyet arasında ciddi bir çarpışma var. Politikada satılamıyor teknik olarak düşünülen şey. Bu da Trump’ı retorikte daha sert, pratikte daha muğlak bir çizgiye itiyor.

Bu yüzden uranyum konusu biraz kritik ve aslında Trump’ın siyasi olarak üzerinde durmasının ona avantaj sağlayabileceğini düşündüğü bir nokta olarak açıklanabilir.

DÜNYA