Avrupa Komisyonu, stratejik öneme sahip madenlerin çıkarılmasını hızlandırmak amacıyla Avrupa Birliği’nin (AB) su kaynaklarını koruyan temel mevzuatı olan Su Çerçeve Direktifi’ni gözden geçirmeye hazırlanıyor. İzin süreçlerindeki engelleri azaltmayı ve kritik ham maddelere erişimi kolaylaştırmayı amaçlayan bu adım, yeni maden sahalarının önemli bir kısmının su sıkıntısı çeken bölgelerde bulunması nedeniyle dikkat çekti.
The Guardian’ın aktardığı ve Watershed Investigations tarafından yapılan analiz ile haritalandırma çalışmaları, AB Kritik Hammaddeler Yasası kapsamında “stratejik proje” statüsü verilen ve yapılması ya da genişletilmesi planlanan 33 maden sahasının yarısından fazlasının, NASA uydu verilerine göre son 20 yılda kuraklıktan etkilenen bölgelerde yer aldığını ortaya koydu.
AB verileri ise bu projelerin neredeyse yarısının son üç aydır kuraklık yaşayan, çeyreğinin ise doğrudan su kıtlığı çeken alanlarda konumlandığını gösteriyor. Madencilik faaliyetlerinin yüksek oranda su tüketen bir yapıya sahip olması, bu bölgelerdeki nehirler, yeraltı su kaynakları ve su tedarik şebekeleri üzerindeki yükün artması ihtimalini gündeme getiriyor.
KÜRSEL TALEP HIZLA ARTIYOR
Yapay zeka altyapısı, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji teknolojileri ve savunma sanayisine yönelik küresel yatırımlar, kritik minerallere olan talebi doğrudan etkiliyor.
Verilere göre küresel mineral talebi 2010 yılından bu yana üç kat artış gösterdi. Talebin 2030 yılına kadar iki kattan fazla büyümesi öngörülüyor. Grafit, lityum ve kobalt ihtiyacının 2050 yılına kadar, 2020 yılındaki seviyenin yaklaşık %500 üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.
47 PROJEYE STRATİK STATÜ
Dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen AB, madencilik, işleme ve geri dönüşüm alanlarında faaliyet gösteren 47 projeye “stratejik proje” statüsü tanıdı. Bu projelerin 33’ünü doğrudan maden ocakları oluşturuyor. Söz konusu statü, projelerin onay ve izin süreçlerinin hızlandırılmasını yasal olarak güvence altına alıyor.
Çevre örgütleri, su yasasında yapılacak değişikliklerin mevcut koruma tedbirlerini zayıflatabileceği yönünde endişelerini dile getirirken; madencilik sektörü temsilcileri ise bu düzenlemelerin bir “çevre kirliliği izni” anlamına gelmediğini savunuyor.
