Ancak teknelerin geçmişi bu buluntudan çok daha eskilere uzanıyor olabilir. Uzmanlara göre insanların en az 50 bin yıl önce su taşıtları kullanmış olması gerekiyor.

Bunun en önemli nedeni, modern insanların Avustralya’ya ulaşmış olması. İsveç Lund Üniversitesi’nden arkeolog Mikael Fauvelle, insanların 50 bin ila 65 bin yıl önce Avustralya’da bulunduğuna dair güçlü kanıtlar olduğunu belirtiyor.

Bu yolculuk, ana kara Asya ile o dönem Sahul kıtasının bir parçası olan Avustralya arasında açık deniz geçişlerini gerektiriyordu. Bu da en azından ilkel su araçlarının kullanılmış olması gerektiği anlamına geliyor.

Bu erken deniz yolculuklarına dair kanıtlar doğrudan tekne kalıntılarından değil, genetik araştırmalardan geliyor. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, Avustralya ve çevresindeki bölgelerden yaklaşık 2 bin 500 eski ve modern Aborjin genomu incelendi. Elde edilen istatistiksel modeller, kuzey Avustralya’nın yaklaşık 60 bin yıl önce iskân edildiğini gösterdi. Bu sonuçlar, Avustralya’daki arkeolojik kazılarda bulunan döneme ait aletler ve pigmentlerle de örtüşüyor.

Daha da eski denizcilik ihtimaline işaret eden ancak tartışmalı olan bulgular da var. Girit’te bulunan Paleolitik taş aletlerin en az 130 bin yıl öncesine tarihlendiği öne sürülüyor. Eğer bu tarihler doğrulanırsa, dönemin insanlarının deniz yoluyla adaya ulaşmış olması gerekecek. Ancak bazı arkeologlar bu tarihlendirmelere itiraz ediyor. Buluntuların yüzeyde bulunmuş olması ve kesin radyometrik tarihleme eksikliği, tartışmaların sürmesine neden oluyor.

Endonezya’daki Flores ve Sulawesi adalarından gelen bulgular ise deniz yolculuklarının insan türünden bile eski olabileceğini düşündürüyor. Flores’te bulunan taş aletler 800 bin yıl öncesine, bazı çalışmalar ise 1 milyon yıldan daha eskiye tarihleniyor. Sulawesi’deki taş alet parçalarının da en az 1,04 milyon yıl öncesine ait olabileceği öne sürüldü. Bu durum, Homo erectus gibi insan atalarının denizleri aşmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.

Yine de bu konuda fikir birliği yok. Brown Üniversitesi’nden emekli arkeolog John Cherry, Endonezya’daki bulguların sağlam olduğunu belirtse de, bu canlıların adalara bilinçli deniz yolculuklarıyla değil, doğal yollarla ulaşmış olabileceğini savunuyor. Ona göre bitki örtüsü taşıyan kara parçaları seller veya nehir taşkınları sonucu kopup akıntılarla denize sürüklenmiş olabilir. Cherry, bunun geçmişte birçok hayvan türünde görüldüğünü, hatta 2025 tarihli bir çalışmanın iguanaların Kuzey Amerika’dan Fiji’ye kadar sürüklenmiş olabileceğini öne sürdüğünü hatırlatıyor.

Ayrıca Cherry, Homo erectus’un planlı deniz yolculukları yapabilecek sosyal yapı, iletişim kapasitesi ve karmaşık teknolojiye sahip olmasının mevcut evrim anlayışıyla pek uyuşmadığını vurguluyor. Bu nedenle bazı uzmanlar, erken ada yerleşimlerinin kasıtlı denizcilikten ziyade tesadüfi sürüklenmeler sonucu gerçekleşmiş olabileceğini düşünüyor.

Peki insanlar neden denize açıldı? Fauvelle’e göre bunun en önemli nedenlerinden biri besin kaynakları olabilir. Göller, nehirler ve haliçler zengin sucul besinler sunuyordu. İlk su aracı denemelerinin balıkçılık ve diğer su ürünlerini toplamak için yapılmış olması muhtemel. Tekneler ayrıca büyük hayvan leşlerinin taşınması ya da çakmaktaşı ve obsidyen gibi hammaddelerin nakliyesi için de büyük kolaylık sağlıyordu.

Son olarak keşif arzusu da önemli bir etken olabilir. Fauvelle, insanlık tarihi boyunca yeni bölgeleri keşfetme eğiliminin güçlü olduğunu ve bunun çoğu zaman teknelerle gerçekleştiğini belirtiyor. Aileyle birlikte yeni bir bölgeye göç ederken eşyaların taşınması gerektiği düşünüldüğünde, teknelerin sunduğu lojistik avantajlar deniz yolculuklarını mümkün ve cazip kılmış olabilir.